Kamulaştırma (Bedel Tespiti ve Tescil) Davalarında Kesinlik Sınırı
Bu makalenin konusu kamulaştırma bedel tespit ve tescil davaları ve kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı tazminat davaları bakımından kesinlik sınırının değerlendirilmesidir.
Kamulaştırma süreci, idarenin kamu yararı amacıyla özel mülkiyette bulunan taşınmazı, bedelini ödemek suretiyle mülkiyetine geçirmesini ifade eder. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca açılan bedel tespiti ve tescil davası, bu sürecin yargısal aşamasını oluşturmaktadır. Bu davalarda mahkeme, kamulaştırılan taşınmazın bedelini tespit eder ve taşınmazın idare adına tesciline karar verir.
Burada önemli bir tartışma noktası, verilen kararın hangi yönlerinin kesin olduğu ve hangi yönlerinin üst kanun yollarına açık olduğudur. Özellikle tescil yönünden verilen kararın kesinliği ile bedel yönünden üst yargı mercilerine başvuru imkanının varlığı, uygulamada sıkça gündeme gelmektedir.
Tescil Yönünden Kesinlik
Bedel tespiti ve tescil davasında mahkemenin verdiği tescil kararı, taşınmazın mülkiyetinin idareye geçişini sağlar. Bu yönüyle karar, mülkiyet hakkının devri ile ilgilidir ve kamulaştırma sürecinin tamamlanabilmesi için kesinlik arz eder.
Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere, kamulaştırma bedel tespit ve tescil davalarında tescil yönünden karar kesindir. Yani bu hususta kanun yoluna gidilmesi mümkün değildir. Bu yaklaşımın temel gerekçesi, kamu yararı gereği kamulaştırma işlemlerinin sürüncemede kalmaması, taşınmazın hızla kamu hizmetine tahsis edilmesidir.
Bedel Yönünden Kesin Olmama
| Anayasa Mahkemesi 24/2/2022 tarihinde E.2021/34 numaralı dosyada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. |
Mahkeme söz konusu hükmün uygulanması sonucunda mal sahibinin gerçek karşılığı alma hakkından yoksun kalabileceği, mülkiyet hakkını (Anayasa’nın 35. maddesi) ve kamulaştırmanın gerçek karşılığının ödenmesi ilkesini (Anayasa’nın 46. maddesi) zedeleyebileceği belirtilmiştir.
Tescil yönünden kararların kesin olmasına karşılık, mahkemenin kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin hükmü kesin değildir. Bedel yönünden karar, taraflar açısından üst kanun yollarına açıktır.
Bu durumun nedeni açıktır: Bedelin adil ve gerçek değer üzerinden belirlenmesi, mülkiyet hakkı ile doğrudan bağlantılıdır. Anayasa’nın 46. maddesi, kamulaştırmada “gerçek karşılık” ilkesini öngörmektedir. Dolayısıyla, idare ya da taşınmaz sahibi, mahkemenin belirlediği bedelin yetersiz veya fahiş olduğunu ileri sürerek istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvurabilir.
Yargı Yolu Her Zaman Açık
Bedel yönünden kararların üst yargı denetimine açık olması, hak arama özgürlüğünün ve mülkiyet hakkının güvencesidir. Tarafların her zaman yargı yoluna başvurabilmesi sayesinde, kamulaştırma bedelinin adil olup olmadığı daha üst yargı mercilerinde incelenebilir.
Bu sayede:
- Taşınmaz malikinin mağduriyet yaşaması engellenir.
- İdarenin fazla bedel ödemesi ihtimali önlenir.
- “Gerçek bedel” ilkesine uygun karar verilmesi sağlanır.
Sonuç
Kamulaştırma bedel tespit ve tescil davalarında, tescil yönünden kararın kesin olduğu, bedel yönünden ise her zaman yargı yoluna başvurulabileceği kabul edilmektedir. Bu ikili yaklaşım, bir yandan kamulaştırma işleminin hızlı şekilde tamamlanmasını sağlarken, diğer yandan mülkiyet hakkının özünü oluşturan “gerçek karşılık” ilkesini güvence altına almaktadır.
Özetle:
- Tescil yönünden karar kesin olup, kamu yararı gereği kanun yoluna kapalıdır.
- Bedel yönünden karar kesin değildir; tarafların istinaf ve temyiz hakları saklıdır.
Bu farklılık, kamulaştırma hukukunun özünde yer alan hız – adalet dengesinin bir yansımasıdır.